Eski Şark Eserleri Müzesi, Çinili Köşk Müzesi ve Arkeoloji Müzesi'nden oluşan büyüleyici bir kompleks olan İstanbul Arkeoloji Müzeleri, yalnızca içindeki eserlerle değil, her biri mimari birer şaheser olan binalarıyla da ziyaretçilerini benzersiz bir yolculuğa davet ediyor. Türkiye’nin arkeoloji ve müzecilik serüveninde köşe taşı olan bu yapılar; 15. yüzyılın estetiğinden 19. yüzyılın neoklasik görkemine uzanan bir tarih yelpazesinde, Osmanlı İmparatorluğu'nun uçsuz bucaksız coğrafyasından getirilen paha biçilemez hazineleri bağrında taşımaktadır.
Görkemli Antik Çağ heykellerinin ve dünyaca ünlü Sidon lahitlerinin gölgesinde yürürken; aşkın, savaşın ve barışın insanlık tarihindeki 'ilklerine' tanıklık edeceğiniz bu atmosferde, farklı medeniyetlerin bıraktığı zengin kültürel mirası keşfederken aynı zamanda arkeoloji biliminin bu topraklardaki gelişim izlerini de sürebilirsiniz. Ziyaretçilerine bir müzeden çok daha fazlasını, yani insanlık tarihinin ortak hafızasını sunan bu eşsiz komplekste, her adımda geçmişin bilgeliği ve estetiğiyle dolu doyurucu bir deneyim sizi bekliyor.
Mezopotamya’nın kadim şehri Nippur Antik Kenti'nde gerçekleştirilen kazılar sırasında gün ışığına çıkarılan ve MÖ 2000'li yıllara tarihlenen bu eşsiz kil tablet, edebiyat dünyasının ve insanlık hafızasının bilinen en eski aşk şiirini bizlerle buluşturmaktadır. Sümer geleneğinin derin izlerini taşıyan bu eser, doğanın yeniden uyanışını, canlılığı ve bereketi simgelemek amacıyla gerçekleştirilen kutsal bir seremoninin en zarif parçasıdır.
Bu kadim geleneğe göre kral, yılda bir kez bereket ve aşk tanrıçası İnanna’yı temsilen bir rahibe ile evlenirdi. Tablet üzerinde yer alan duygulu mısraların, bu önemli törende evleneceği rahibe tarafından Sümer Kralı Şu-Sin'e okunmak üzere kaleme alındığı düşünülmektedir. Binlerce yıl öncesinden gelen bu içten sesleniş, sevginin zaman ve mekan sınırlarını aşan evrenselliğini kanıtlar niteliktedir. Kil tablet üzerine çivi yazısıyla titizlikle işlenmiş bu duygu yüklü mirası, yani aşkın kağıda dökülmüş ilk halini bizzat görmek ve tarihin en eski romantik tanıklığına eşlik etmek için İstanbul Arkeoloji Müzesi’ni ziyaret edebilirsiniz.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin heykel koleksiyonundaki en karizmatik parçalardan biri olan Büyük İskender Büstü, antik çağın en büyük fatihlerinden birinin ruhunu ve kudretini günümüze taşımaktadır. MÖ 2. yüzyıla, Helenistik Dönem’e tarihlenen bu eşsiz büst, antik Manisa (Magnesia ad Sipylum) kazıları sırasında keşfedilmiştir.
Eser, İskender’in sadece fiziksel özelliklerini değil, aynı zamanda onun 'tanrısal' ve 'idealize edilmiş' hükümdar imajını yansıtan tipik bir örnektir.İskender’in alametifarikası olan ve 'anastole' adı verilen, alnının ortasından yukarı doğru kavislenen gür saç yapısı, büstün en dikkat çekici detayları arasındadır. Hafifçe yana eğik başı ve gökyüzüne doğru bakan derin gözleriyle bu portre; onun durmak bilmeyen enerjisini, sarsılmaz azmini ve dünyayı dize getiren vizyoner karakterini simgeler.
Helenistik sanatın dramatik ve duygusal anlatım gücünü iliklerinize kadar hissettiren bu eser, taşın nasıl bir karaktere dönüşebileceğinin en somut kanıtıdır.Tarihin akışını değiştiren genç kralın yüz hatlarındaki kararlılığı yakından görmek ve Helenistik heykel sanatının zirve noktasına tanıklık etmek için bu büyüleyici büst, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sizleri bekliyor.
Dünyanın en ağır lahitlerinden biri olarak kabul edilen ve yaklaşık 32 tonluk ağırlığıyla görenleri büyüleyen Sidamara Lahdi, Anadolu’nun antik sanat gücünü temsil eden en ihtişamlı eserlerden biridir. MS 3. yüzyıla tarihlenen bu devasa sanat eseri, Konya-Ereğli yolu üzerindeki Ambar köyünde (antik Sidamara kenti) bulunmuş ve keşfedildiği dönemin en büyük arkeolojik heyecanlarından biri olmuştur. Sütunlu lahitler tipinin en seçkin örneği kabul edilen bu eser, yüksek kabartma tekniğiyle işlenmiş figürleriyle adeta mermere kazınmış bir tiyatro sahnesini andırmaktadır.
Lahdin dört bir yanını saran sahnelerde; av sahnelerinden mitolojik figürlere, filozoflardan soylu aile üyelerine kadar pek çok karakter, Roma dönemi Anadolu sanatının incelikli işçiliğiyle hayat bulmuştur. Özellikle figürlerin giysilerindeki derin kıvrımlar, yüzlerindeki ifadeler ve lahdin kapağındaki yatar vaziyette betimlenen karı-koca heykelleri, o dönemdeki plastik sanatların ulaştığı zirveyi gözler önüne serer. Delici aleti (matkap) kullanılarak mermere verilen derinlik ve ışık-gölge oyunları, esere durağan bir taş kütlesinden ziyade canlı bir derinlik katmaktadır.
İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin en geniş salonlarından birinde başköşede yer alan Sidamara Lahdi, sadece bir mezar değil, antik dünyanın estetik anlayışını, ölümden sonraki yaşam inancını ve heykel sanatının sınırlarını zorlayan ustalığını günümüze taşıyan devasa bir anıttır. Müze koridorlarında dolaşırken bu muazzam mermer devin karşısında durmak, sizi Roma İmparatorluğu’nun görkemli yüzyıllarına götürecek unutulmaz bir deneyim sunacaktır.
İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sizleri bekliyor.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin simgesi sayılan ve arkeoloji dünyasının en değerli hazinelerinden biri olarak kabul edilen İskender Lahdi, hem sanatsal işçiliği hem de üzerindeki tarihsel betimlemeleriyle görenleri büyüleyen bir şaheserdir. MÖ 4. yüzyılın sonlarına tarihlenen bu muazzam eser, 1887 yılında Osman Hamdi Bey tarafından Lübnan’daki Sayda (Sidon) Kral Mezarlığı’nda gerçekleştirilen kazılarda gün ışığına çıkarılmıştır. Pentelikon mermerinden bir tapınak formunda inşa edilen lahit, aslında Büyük İskender’e ait değildir; ancak üzerindeki yüksek kabartmalarda İskender’in Perslere karşı kazandığı zaferler işlendiği için bu isimle anılmaktadır. Lahdin, Sidon Kralı Abdalonymos için yapıldığı düşünülmektedir.
Lahdin her bir cephesi, antik dünyanın en hareketli ve dramatik sahneleriyle bezelidir. Bir uzun cephesinde Büyük İskender’in Issos Savaşı’nda Pers ordusunu bozguna uğrattığı anlar, diğer uzun cephesinde ise dostane bir atmosferde geçen av sahneleri tüm canlılığıyla tasvir edilmiştir. Kabartmalardaki figürlerin kas yapılarından yüzlerindeki ifadeye, atların şahlanışından giysilerin uçuşan kıvrımlarına kadar her detay, Helenistik sanatın ulaştığı teknik kusursuzluğu gözler önüne serer. Eserin en dikkat çekici özelliklerinden biri de, binlerce yıl öncesinden günümüze ulaşmayı başaran boya izleridir; bu izler sayesinde antik dönem heykel sanatının aslında ne kadar renkli ve canlı olduğunu anlamak mümkün olmaktadır.
Dünya müzecilik tarihinin en önemli keşiflerinden biri sayılan bu mermer mucizesi, bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin kalbinde, tarihin tozlu sayfalarını canlandırmaya devam etmektedir. İskender’in karizmatik duruşunu ve antik çağın savaş meydanlarındaki o epik atmosferi iliklerinize kadar hissetmek için İskender Lahdi, müze ziyaretinizin en unutulmaz durağı olacaktır.
İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sizleri bekliyor.
Dünya tarihinin bilinen ilk yazılı barış antlaşması olma özelliğini taşıyan Kadeş Antlaşması, İstanbul Arkeoloji Müzeleri bünyesindeki Eski Şark Eserleri Müzesi’nin en nadide parçasıdır. MÖ 1259 yılında, dönemin iki büyük süper gücü olan Hitit İmparatorluğu ile Mısır İmparatorluğu arasında gerçekleşen Kadeş Savaşı’nın ardından imzalanmıştır. Hitit Kralı III. Hattuşili ile Mısır Firavunu II. Ramses arasında imzalanan bu antlaşma, sadece bir savaşı sona erdirmekle kalmamış; dostluk, kardeşlik ve ittifak sözüyle diplomasi sanatının temellerini atmıştır.
Aslı gümüş plakalar üzerine kazınmış olan bu antlaşmanın, Hitit başkenti Hattuşa (Boğazköy) kazılarında bulunan kil tablet kopyası, çivi yazısıyla Akatça olarak kaleme alınmıştır. Metin içerisinde, her iki halkın refahı, esirlerin iadesi ve birbirlerine askeri yardım yapacaklarına dair maddeler yer almaktadır. Antlaşmanın evrensel barışa olan katkısını onurlandırmak amacıyla, devasa bir büyütülmüş kopyası bugün New York’taki Birleşmiş Milletler binasının duvarında asılı durmaktadır.
İnsanlığın barış arayışının ilk somut tanığı olan bu küçük tablet, aradan geçen binlerce yıla rağmen hala günümüz diplomasisine ilham vermeye devam etmektedir. 'Aşkın, savaşın ve barışın ilklerini' barındıran müzemizde, bu eşsiz belgeyi yakından görmek, tarihin en büyük kırılma noktalarından birine tanıklık etmek demektir.
İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sizleri bekliyor.
Adres: Alemdar Caddesi,Osman Hamdi Bey Yokuşu,Gülhane
E-mail: istanbularkeoloji@ktb.gov.tr
Tel 1: 0212 520 77 40